Ölüm Vadisi’nde kendi kendine hareket eden kayaların gizemi

Doğa, gerek özellikleri gerek de çözülemeyen gizemleriyle biz insanların her zaman ilgi odağı olmayı başarmıştır. Kusursuz ve oldukça sistematik bir yapıda milyonlarca yıldır yaşamını sürdüren doğa, bazı durumlarda bilim adamlarının birtakım sorulara çözüm aradığı bir kaynak, bazı durumlarda da insanların gizemini aralamaya çalıştığı, bazı ilginç olayları bünyesinde barındıran bir gizem. Doğada yaşanan bu gizemlerden biri de Ölüm Vadisi’nde bulunan ve kendi kendine hareket eden kayalar.

ABD’nin Kaliforniya ile Nevada eyaletlerinin sınırında, Racetrack Playa’da bulunan Ölüm Vadisi (Death Valley), “hareket eden taşları” ile yıllardan beri bilim adamlarının dikkatini çekiyor, günlerce gözlemlenen taşların yer değiştirmesi ise tüm araştırmalara rağmen açıklanamıyordu.

Kendi kendine yürüyen taşların sırrını açıklamak için bazı tezler ortaya konmuştu. Bu tezlerden biri, rüzgardı. Teze göre rüzgar bu kayaların ve taşların kum üzerinde kaymalarını sağlıyordu. Ancak yüzlerce kiloluk bu kayaları yerinden hareket ettirebilecek kadar şiddetli rüzgarlar Ölüm Vadisi’nde hiçbir zaman gözlemlenemedi.

Başka bir teze göre, ağırlığı yüzlerce kiloya varan bu kayaların kendikendine hareket etmesini yağmur sağlıyordu. Uzunluğu 4 kilometre, genişliği 2 kilometre olan bu kurumuş tuz gölünde yüzey silt ve kilden oluşuyor. İklim ise bölgede kurak. Yağmur yılda sadece 5 cm civarında yağıyor. Yağmur yüzeyi kaygan hale getiriyor ve kayalar bu kaygan yüzey üzerinde kayıyordu.

Diğer bir teze göre ise kayalar buz yardımıyla hareket ettiği düşünülüyordu. Bazı yıllarda gölün tabanı ince bir buz tabakasıyla kaplanıyor. Teze göre rüzgar buz tabakasını kayalarla birlikte hareket ettiriyordu. Bu sav fazla tutarlı bulunmuyordu çünkü hareket eden buz tabakası yüzeyde bir iz bırakması gerekirken bu izlere yüzeyde rastlanmıyordu.

Tüm bu tezlere ve tutarsızlıklara rağmen kayalar vadinin etrafında, hiçbir insan veya hayvan müdahalesi olmaksızın kendi başlarına hareket ederek büyük mesafeler kat ediyorlar fakat Ölüm Vadisi’nin hareket eden kayaları, hiç kimse tarafından kaydedilemiyor veya hiç kimse tarafından hareket eden kayalar çıplak gözle görülemiyordu. Bu da işe günden güne daha da fazla gizem kattı. Kayaların bıraktığı garip izler de olaya farklı bir boyut kazandırıyordu. Aynı noktadan harekete başlayan taşların nasıl olup da farklı yönlere yöneldiklerini ve kendi kendilerine nasıl hareket ettiklerini 2014 yılına kadar hiç kimse açıklayamadı. Oysa ki bu taşların araştırılmaya başlanma tarihi, 1940’lı yılların başlarına kadar dayanmaktaydı.

olum-vadisinde-kendi-kendine-hareket-eden-kayalarin-gizemi-ilgincbirbilgi-1

Ölüm Vadisi’ndeki kurumuş vaziyette olan Racetrack adlı gölün yüzeyindeki çorak yapıdaki topraklarda, bu gün büyüklü küçüklü yüzlerce sayıda taş bulunmaktadır. Bu taşlar toprağın üzerinde sürünerek hareket etmekte ve arkalarında bir sürünme izi bırakmaktadırlar. Bir taşın hareket mesafesi ise ortalama olarak yüzlerce metreyi bulabilmektedir. Durum bu şekildeyken, bu taşların objektiflere takılması 70 yıldan fazla sürmüştür. Taşların bu kadar geç bir tarihte görüntülenebilmesinin en önemli nedeni ise, taşların temel olarak neden hareket ettiğiyle alakalı bir durum. Öyle ki, Ölüm Vadisi’ndeki gezgin taşlar, 10 yıllarca hareketsiz kalıp, bir anda hareket edebilme özelliğine sahiptirler.

Vadideki gizemli kayaların hareketlerinin sırları nihayet 27 Ağustos 2014 tarihinde PLOS One dergisinde yayımlanan bir makaleyle nihai olarak çözüldü ve gizemli taşların hareketlerinin tüm detayları bu makalede açıklandı.

Artık tüm bu kayaların nasıl kendi kendilerine yürüdüklerini veya kaydıklarını biliyoruz. En azından eskisinden çok daha iyi ve şaşılası bir gizem olmadığını anlayabilecek kadar…

ÖLÜM VADİSİNDEKİ YÜRÜYEN TAŞLARIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ !

Soğuk bir kış sabahı, eriyen kar bu bölgeyi kapladığında, bu kayaların nasıl hareket ettiği sonunda videoya çekildi. Videoda, kurumuş toprak içerisinden çıkan yer altı sularının nasıl vadiyi kapladığı gözüküyor. Akışkanlar mekaniği ile yapılacak basit bir analizle bile, böylesi bir akış olduğunda kayaların kolaylıkla hareket edebileceği hesaplanabiliyor. Çöl şartlarında oluşan oldukça düşük sıcaklıktaki bu buzsu su, kayaları çok düşük hızlarda (birkaç saatte birkaç milimetre gibi) hareket ettirdiğinden, kayaların hareketini gözle takip etmek mümkün değil. Ancak çekilen videonun varlığı, kayaların nasıl hareket ettiğini açıklamak için büyük bir kaynak olarak görülüyor. Su, sıradan bir kum yapısında olmayan ve taşlaşmış bir yapıda oluşan yüzeydeki sürünme izlerini, sertliklerinden ötürü silemiyor. Kayalar yeterince ağır ve sert oldukları için, hareket ederlerken bu toprağın üzerinde iz bırakıyorlar. Böylece kayaların bıraktıkları izler buzlu su çekildikten sonra metrelerce takip edilebiliyor.

Bunun haricinde videonun çekilmesinden sonra konuyla ilgili başka birçok açıklama da yapılabildi. Bunlar arasında özellikle buzlanma ve rüzgar etkisi üzerinde duruluyor. Örneğin Bob Sharp ve Dwight Carey Mayıs 1972’den itibaren 30 adet kayayı isimlendirip sınıflandırdılar ve hareketlerini takip etmeye başladılar. Bu işlem tam 7 sene sürdü. 7 senelik araştırma ve analizin sonunda, geceleri oluşan aşırı düşük sıcaklıklarda kayaların etrafında oluşan buzul parçacıklarının, rüzgarın hareketiyle birleşince harekete neden olabileceği gösterilmiş oldu. Gözlemleri süresince kayalardan bazıları 7 yıl içerisinde sadece birkaç santimetre, bazıları ise 65 metre kadar hareket ettiler.

olum-vadisinde-kendi-kendine-hareket-eden-kayalarin-gizemi-ilgincbirbilgi-2

Bu analizin bazı diğer sonuçları ise şöyle : hiçbir kayanın yazın hareket ettiği tespit edilmezken, kayaların hareketinin sadece kışın olduğu keşfedildi. Kışları da, her kayanın hareket etmediği, sadece bazılarının hareket ettiği gözlendi. Her yıl hareket eden kayaların rastgele değiştiği ve önceden de tahmin edilebileceği gibi belli bir düzeni olmadığı kanıtlandı. Gözlemler sırasında, en küçük olan (6.4 santimetre çaplı) “Nancy” isimli Kaya H, 1 kış içerisindeki en uzun mesafeyi (260 metre) aldı. Tüm gözlemler sırasında hareket eden en büyük kaya ise 35 kilogram ağırlığındaydı.

Bu kütlenin üzerindeki kayaların hareket etmediği gözlendi. Örneğin, kayalardan en büyüklerinden biri olan 318 kilogramlık kaya hiç hareket etmedi. Ancak arkasında, daha önceden oluşmuş 170 metrelik bir iz bulunuyordu. Araştırmacılar, bu izin muhtemelen kayanın çöle düştüğü zaman sahip olduğu enerjiden (momentumdan) ötürü, ilk zamanlarda oluştuğunu düşünmekteler.

Üstelik bu kayalar kütlece de sabit kalmıyorlar. Islaklığa bağlı olarak çözünerek küçülebiliyorlar, hatta içeriklerine bağlı olarak tamamen bile yok olabiliyorlar. Örneğin az önce bahsettiğimiz 318 kilogramlık kaya, (ki ismi “Karen” idi), bir dolomit kütlesi olmasından ötürü aşırı nemli ve ıslak geçen 1992-1993 seneleri arasındaki kış eriyerek yok oldu. Her ne kadar kayanın çalınmış olması da ihtimaller dahilinde olsa da, vinç ve kamyon izlerinin mutlaka kalacak olmasından ötürü bu ihtimal zayıf görünmektedir.

1995 senesinde, Amherst’te bulunan Massachusetts Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, yaptıkları analizlerle kendilerinden önceki araştırmaları doğruladılar. Hatta daha yüksek isabetli fiziksel analizlerle buz tabakası olmaksızın bile rüzgarın sert estiği zamanlarda (ki bu hız bölgede saatte 140 kilometreye kadar çıkabilmektedir) kayaları milim milim hareket ettirebileceği ispatlandı.

2011 senesinde, yukarıda bahsettiğimiz videonun da gösterdiği olayın keşfedilmesiyle birlikte, gizem perdesi tamamen aralanmış oldu ve “yürüyen kayalar” eski ihtişamını yitirdi.

2011’de American Journal of Physics dergisinde çıkan makale, suyun yükselmesi sırasında kayaların etrafındaki yüzeylerde oluşan buz raftlarının, kayma etkisine rahatlıkla neden olabileceği gösteriliyordu. Sürtünmeyi düşüren ve yüksek yüzey alanına sahip olan bu buz parçacıkları, bu kayalardan çok ağır kütleleri bile rastgele hareket ettirebilecek yapıdaydı.

Kayalardan paralel olanlar genelde aynı yönde hareket etmektedirler, çünkü üzerlerindeki etkiler büyük oranda aynıdır. Ancak farklı zamanlarda, çok sayıda denemeden sonra, yapısal, şekilsel ve fiziksel etkilerdeki farklılıklardan ötürü farklı yönlere hareket edebilmektedirler. Kayaların hareketine etki eden faktörlerin sayısının fazlalığından (rüzgarın hızı, yönü, ortamıdaki basınç faktörleri, yüzey sürtünmesi, su yükselmesi, miktarı, suyun asiditesi, kayanın kütlesi, hacmi, yoğunluğu ve daha binlercesi…) ötürü bu hareketleri öngörmek oldukça zordur ve bu yüzden dışarıdan bakan birine tamamen rastgele hareket ediyorlar gibi gözükür (ve büyük oranda da öyledir).

olum-vadisinde-kendi-kendine-hareket-eden-kayalarin-gizemi-ilgincbirbilgi-3

27 Ağustos 2014 tarihinde PLOS One dergisinde yayımlanan bu makalede şöyle diyordu : kayalar gerçekten de nemli toprak üzerinde esen mutedil rüzgarların etkisi ile hareket ediyorlar ! Makalenin baş yazarı San Diego Kaliforniya Üniversitesi Scripps Enstitüsü paleobiyologu Richard Norris, bunu şöyle anlatıyor :

Bu harika bir Goldilocks fenomeni örneğidir. Ölüm Vadisi’nde bu tür su birikintileri yok denecek kadar azdır ve yeterince şiddetli yağmurlar veya karların yağdığı yıllar arasında onlarca yıllık kuru dönemler olabilir. Bu nedenle işe yarar bir su birikintisinin oluşması çok uzun yıllar sürebilir.

Çoğu kişiye bu kadar ağır kayaların yumuşacık rüzgarlarla hareket edebileceği şaşırtıcı gelebilir. Bilim insanları bile buna şaşırdıklarını söylüyorlar. Ancak onların şaşkınlığının sebebi biraz daha farklı. Makalenin yazarlarından Johns Hopkins Üniversitesi gezegen bilimcisi Ralph Lorenz şaşkınlığını şöyle ifade ediyor :

Şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu kayaları kaldırmak için kaldırma kuvveti gerektiğini sanıyordum; ancak açık bir şekilde gördüm ki buna ihtiyaç yok. Ayrıca bu kayaları hareket ettirmek için gereken buz kalınlığı benim tahmin ettiğimden de çok daha ince. Bu kayaların hareketinin gerçekleştiği anları izlemek gerçekten heyecan verici.

olum-vadisinde-kendi-kendine-hareket-eden-kayalarin-gizemi-ilgincbirbilgi-4

Bu tür olayların sadece Ölüm Vadisi’nde olmadığı da biliniyor. Çok daha soğuk iklimlerde, bu tip olaylar çok daha devasa boyutlarda gerçekleşebiliyor. Örneğin bazı göller veya nehirler donduklarında, Ölüm Vadisi’nde olandan çok daha ağır kayaları hareket ettirebiliyorlar. Tabii bu Ölüm Vadisi’nde sürekli olduğu için ve daha gizemli bir ortamda gerçekleştiği için, daha ilgi çekici oluyor ve sahtekarlara malzeme olmaya daha açık oluyor.

Kısaca, bilim dışı kitlelerin ve sahte bilim meraklılarının gözdelerinden biri olan “yürüyen kayalar” da, diğer her türlü “doğa üstü” olduğu iddia edilen fenomen (olgu) gibi tamamen bilimseldir ve her türlü fizik yasasına uygun bir biçimde, tamamen doğal süreçlerle açıklanabilirler. Bu kayalar, yükselen suların, buz kristallerinin ve rüzgarın etkisiyle, uzun yıllar önce çeşitli sebeplerle düşmüş oldukları bu vadide aşırı yavaş bir şekilde ve tamamen rastlantısal yönlerde hareket etmektedirler. Bu aşırı yavaş olay, birçok diğer yavaş olay gibi (çevrenin değişimi, yer plakalarının hareketi, vs.), insan tarafından kolay kolay algılanamadığı için “doğa üstü” ya da “imkansız” gibi düşünülmektedir. Halbuki bilimin ışığında yapılan bir analiz, gerçeği gün gibi ortaya çıkarmaktadır.

ÖLÜM VADİSİ’NİN KEŞFİ

olum-vadisinde-kendi-kendine-hareket-eden-kayalarin-gizemi-ilgincbirbilgi-5

1800’lü yıllar Vahşi Batı’ya başlayan göçün en yoğun olduğu bir dönemdir. Batıda varolduğuna inanılan altının peşinde uzun ve maceralı yolculuklar başlamıştır. Altın uğruna evlerini, yaşadıkları topraklarını terkedip batıya yönelen bazı insanların yolu bir vadide kesişir. Yıl 1849’dur ve bu vadinin adı sonraları Ölüm Vadisi (Death Valley) olarak anılacaktır.

O yıl, yolu bu ıssız çöle düşenlerin büyük bir bölümü, vadinin insan yaşamına elverişli olmayan vahşi şartları nedeniyle şanslarını başka topraklarda aramaya karar verip bu ‘uğursuz’ bölgeyi terkederler. Ancak kendilerine “49’lular” denen bir grup, altın aramak için ısrar eder ve vadiye girer. Çıkışları biraz zor olur…

Grubun yarısına yakını son nefeslerini vadide verir. Hayatta kalanların bölgeyi terketmesi zannettikleri kadar kolay olmaz. Yollarını kaybederler. Erzakları tükenmiştir. Vadiden çıkmayı başardıklarında gruptakilerden biri arkasını döner. Geride kalan vadiye bakar ve ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi’ der.

O günden sonra bu söz yolu vadiye düşenlerin en çok kullanmak istedikleri söz olur. Bu üç kelime Ölüm Vadisi’nden çıkışı simgeler. Geride kalan cehennemi bir daha görmemek üzere veda edişin simgesi olur. Sıkıntılı bir dönemin ardından yakalanan ferahı, mutluluğu ifade eder. Yolu bu vadiye düşenlerin söylemek için can attıkları bir sözdür ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi’.

Önceki yazımız Saçların neden beyazladığı hakkında ilginç ve enteresan bilgiler vermektedir.

  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>