Affetmenin büyüklüğü

Hepimiz yaradılışımız gereği günlük yaşantımızda farklı olaylarla karşılaşırız. Bu farklı olaylar farklı ruh hallerini de beraberinde getirmektedir. Bu tür durumlarda yaşadığımız bir olaya karşı, bazen çok sakin bazen de çok sert bir şekilde davranıp, karşılık verdiğimiz oluyor. Karşılığı verdikten sonra verdiğimiz karşılığın türü itibariyle biz de o ruh haline giriyoruz. Eğer güzel bir şekilde davranıp iyi bir karşılık verdiysek gönlümüz, kalbimiz rahat oluyor. Ama öfke ile verilen bir karşılık; öfke ile kararan gözlerin öfke gittikten sonra kızaran yüzlerden ve kırılan kalplerden başka bir kalıntısı olarak kalbimizde bir yara gibi kalıyor.

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur;

Çocuklar bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?‘ Sınıftaki öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. ‘O zaman’ der öğretmen. ‘Bundan sonra ne dersem yapacağınıza dair bana söz verin‘ Öğrenciler, öğretmenlerinin bu isteğini de yerine getirirler. Ardından öğretmen ‘Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz sınıfa gelirken yanınınzda birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz‘ der.

Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: ‘Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.‘ Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine ‘Peki şimdi ne olacak?‘ der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: ‘Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.

Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmenleri sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: ‘Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.’ ‘Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir;

affetmenin-buyuklugu-ilgincbirbilgi

Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi, ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.

Bu durumu çok güzel özetleyenlerden biri de Victor Hugo’dur. “Eğer bir insana güzel bir cevap vermek istiyorsanız bu ya susmak ya da gülmek olsun. Eğer intikam alacaksanız bu da mutlu olmak olsun.” der Victor Hugo.

Elimize aldığımız en hafif nesne bile bir süre sonra bize ağır gelir ve kolumuz yorulur, bitkin düşeriz. İşte; sıkıntı, kin ve nefrette böyledir. İçinizde taşıdığınız sürece sürekli bir ağırlığın tesiri altında olursunuz. Bu da sizi hayatın diğer güzelliklerinden yoksun bırakır. Ama bir kişiyi affettiğinizi, ona kırgın olmadığınızı söylerseniz, içinizde var olan bir sıkıntıdan kurtulabilirsiniz.

Efendimizin dediği gibi affetmek büyüklüğün şanındandır. Hepimiz içimizdeki sevginin ağırlığınca insanız. Biz affetmeyi dileyelim, emin olun karşıdaki istediği kadar kusurlu, hatalı olsun biz onu affetmenin bir yolunu buluruz. Çünkü bu içimizdeki sevginin anlamı ve büyüklüğü ile alakalıdır.

Yazan : Özkan Kızılkaya

Önceki yazımız Dünyadaki en ölümcül ağaç, Manchineel ağacı hakkında enteresan bilgiler vermektedir.